ANA SAYFA HAKKIMIZDA BİZE YAZIN REKLAM İLETİŞİM GİZLİLİK ŞARTLARI
    

Kadinnews

| GÜNDEM | SİYASET | DÜNYA | MEDYA | EDEBİYAT | EĞİTİM | KÜLTÜR-SANAT | SAĞLIK | YAŞAM | ÇEVRE | ARAŞTIRMA | MÜZİK |

"İnsanlara iyi geliyorsanız iyi birisinizdir"
ANASAYFA /  Röportaj /

Vefa Önal, Rukiye Karaköse, Özlem Yağız'dan sonra Kadınnews yazarlarından Nilgün Bıyıklı'nın da kitabı çıktı. 'Sıradanlık kamuflajtır' diyen yazarımız, hayata bakışı ve yeni kitabı ile ilgili gerçekleştirdiğimiz hoş sohbette sıra dışı bir yazar olduğunun da işaretlerini verdi.

 

tekrar hayırlı olsun dileklerimi, yinelenmekten uzak bir yenilenme olarak temenni ederim
Yazılarınız öteden beri fırından yeni çıkmış taptaze yaşamın özünü sunan bir üslupla gönlüme her indiğinde,  yaşayan kalemlerden Sunay Akın ve Ercan Kesal bunu yapıyor bana bir de Nilgün Hanım diye diyordum kendime ve tevafuk o ki bu hissiyatımda yalnız değilmişim bkz: https://eksisozluk.com/nilgun-biyikli--4052908?a=today
Nilgün Bıyıklı kimdir? Sizi tanıyabilir miyiz?
-Tarsusluyum. Üç çocuk annesiyim. Türkçe öğretmeniyim.  Şimdi de “Ağaç kovuğundan öyküler” kitabının yazarıyım. 
Yazı ile yolculuğunuz hangi zamanlarda başladı? Hem bireysel hem de yaşanılan zamanı içeren yekün bir soru!
- Orta okulda günlük tutarak yazma zevkini tatmış oldum. Tabi onun evvelinde okuma zevki. Fakat günlüklerim o kadar akıcıydı ki, kimin eline geçtiyse didik didik okundu. Okunmakla kalmadı, altına not düşenler oldu. Bir solukta okudum filan gibi  Otuzlu yaşlarda bir karar verdim ve dedim ki yok bu iş böyle olmayacak, madem insanlar beni okumayı bu kadar önemsiyor, artık halka açılmanın zamanı geldi. Böylece krizi fırsata çevirmiş oldum.
“Hayatınızın devrimlerini sayın desem kaça kadar sayabilirsiniz?” Diyorsunuz bir yazınızda (BİR ŞEHRİ BIRAKIP GİTMEK)… Bu minvalde “yazı” sizin hayatınız için nedir?
Yazı, tabi ki hayatımın en büyük devrimlerinden biri oldu. Onun evvelinde okumak tabi ki. Okumak ve yazmak benim için bir tutku. Hep öyleydi ve hep öyle olacak.
Yazılarınızı takip eden bir okur olarak benim beklediğim bir kitaptı doğrusu. Geçtiğimiz ay gerçekleşen Tüyap kitap fuarında okuyucuyla buluştu “Ağaç Kovuğundan Öyküler”. Kitabınızın oluşum sürecini anlatır mısınız? 
Kadınnews benim için bir okuldu aslına bakarsanız. İlk burada yazmaya başladım. Necla Saydam benim hem editörüm hem dostum oldu. Bir kadın dayanışması aramızda hep vardı. Ondan çok şey öğrendiğim gibi çok da beslendim. Yazma serüvenimde çok fazla zorluklar yaşadım ve Necla Saydam bu süreçte hep destek oldu bana. Çünkü kalemime güvendiğini her daim hissettirdi. Kaç kere pes ettiysem, her defasında elimden tuttu kaldırdı. Minnettarım kendisine.
Sonra bilgisayar mühendisi bir arkadaşım var, aynı zamanda bir kadınnews okurudur kendisi. Şilan. Birgün dedi ki, sana bir blog yaptım. Lütfen yazmaya oradan devam et. Sonra tüm yazılarımı orada depoladım. Blog yazarlığı çok revaçta artık biliyorsunuz.  Yayınevlerinin dikkatini çekmiş yazdıklarım. Gelen teklifi değerlendirmiş oldum böylece.
İsim babası ya da annesi kim? 
Kitabın adı bana ait. Canım ben 
Deneme – hikâye türü bilinçli bir seçim mi? 
Deneme- öykü ve anlatı diyelim. Kendimce bir tarz çıktı ortaya. Kalıpların biraz dışında. Sadece sahicilik dozu yüksek metinler.
Kitaba alınan öykülerinizden içinizde yeri başka olan var mı?
Olmaz mı, elbette var. Mesela “Adak” Böğüre böğüre ağlayarak yazdığım bir hikayedir. Dayımın hikayesi. Gerçek bir anlatıdır. Sonra “Garda” “ Özet geçiyorum” “Stockholm sendromu” gibi bunlar duygu yüklü yazılar biraz. Bunların yanı sıra mizahi metinler de mevcut. Çok keyifli metinler olduğunu iddia edebilirim.
Bir eğitimcisiniz aynı zamanda. Toplumsal anlamda  insan eğitiminde en çok nelerin üzerinde durmamız gerekiyor? Hem anne hem de eğitimci olarak bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
En çok üzerinde durulması gereken mevzu bana göre “özgüven”. İnsan öncelikle bir birey, bir değer olduğunu fark etmeli. Özgüvenini kazanmış bir insan her şekilde mutluluk ve başarıyı mutlaka yakalar. Tabi bunun için takdir cimrisi olmaktan uzak durmak gerekiyor. Kitabımda bunun altını çizen bir anlatı var zaten. Diyorum ki orada “İnsanoğlunun en büyük ihtiyacı takdir edilmek ve değer görmek”
“Üstün insan” tanımıyla devam etmek istiyorum. Üstün insan nedir? 
 İnsanlara  iyi geliyorsanız, insanlar sizin varlığınızdan hoşnutsa iyi bir insansınızdır. Mevzu budur. Hangi dine, ırka, cinsiyete mensup olursanız olun, iyilik peşindeyseniz ve hayatına girdiğiniz insanların yaşamlarını cehenneme çevirmiyorsanız iyi birisinizdir. 
Kadın yazarların sayısı gittikçe bir artış gösterse de insan ruhuna dokunabileni hala çok büyük azınlıkta… İnsan ruhuna bu erişim nasıl bir duygu uyandırıyor? Dokunan, dokunulan da  mı oluyor aynı zamanda?
İnsan duygusal bir yaratıktır. Dünyanın hangi ucunda olursanız olun, hepimiz aynı tepkileri veririz. Bu minvalde samimiyet önemlidir. Bana yayınevinin söylediği şey şuydu: “Kadın yazarlar her ne kadar artmış olsa da yazılarında sahiciliği yakalayan kadın yazar sayısı az. Bunu yakaladığımız yazar bizim için bir ganimettir. Bu sizsiniz” Bu noktada kadınlar biraz da toplum baskısıyla duygularını dile getirirken kendilerini kastıkları için, okuyucu da okurken kasılıyor. Zaten zor okuyan bir milletiz. Bu durumda okura cazip gelmiyor okudukları. Demem o ki, samimiyet ve sahicilik birinci kural.
“Sıradanlık en iyi kamuflajdır” diyorsunuz. Kitabınızın sloganı olarak değerlendirirsek insan neyi kamufle ediyor? Bu kamuflaj bir ihtiyaç mı?
Tabi ki duygularımızı kamufle ediyoruz. Eleştiriye pek tahammülümüz yok. Yargılanmaktan, sorgulanmaktan korkuyoruz. Erkeklerde bu durum kadınlarda olduğu kadar katı değil. Daha şeffaf. Yani toplum kadınları daha acımasız yargılıyor. Bu yüzden, yani sıradan görünmek adına bazen istemediğimiz hayatları bile ömrümüzün sonuna kadar yaşayabiliyoruz. Kadınlar her zaman namlunun ucunda. Kadın yazar olmak da başlı başına bir risk ve cesaret isteyen bir mevzu.
Yalnızlık insanoğlunun en büyük yüküydü nihayetinde. Diyorsunuz Can Cana’da…  ve soruyorsunuz: “Gece saat üç suları.. Berbat hallerdesin. Bir canla sorgusuz sualsiz konuşmaya ihtiyacın var.  O saatte kapısını çalabileceğin veya arayıp “Gel!”, çok uzaklardaysa “Dinle!” diyebileceğin kaç kişi var hayatında?” Bir kader midir yalnızlık? 
Bir tercihtir yalnızlık. Etrafınıza kalın duvarlar örerseniz, bu bir sebep sonuç önermesine dönüşür. Herkes kendi kendinin doktoru olmalıdır. Mesela ben antidepresan kullanmamak için yıllardır mücadele ediyorum. Kendi kendime ilaç oluyorum. Kendimi hiç yalnız bırakmıyorum. Sürekli meşguliyetler buluyorum kendime ve ruhumu bu şekilde doyuruyorum. Bir dönem gazete muhabirliği, bir başka dönem radyo programcılığı, sonrasında tv programcılığı ve şimdi de yazmak. Bunlar bana iyi gelen şeyler. Ve tabi ki dostlarım. 
Yalnızlık üzerinden en çok konuşmak istediğim öyküye gelmek istiyorum. “Adak” … Ruha dokunan öykülerinizden sadece biri.  Ben de özel bir yeri var bu öykünün. “Herkes birilerine adamıyor mu sanki kendini.” İnsana bir silkelenme kapısı açıyor. 
Öykünün, bu anlamda gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beni sarsan öykülerimden biridir. Öykü demek haksızlık olur aslında. Gerçek bir anlatıdır bu. Çoğumuzun hikayesidir “Adak” Başkaları için yaşanan hayatların öyküsüdür. Vicdan kisvesi altında  bize yutturulan şey, bazen de yaptığımız iyiliklerin üzerimize görev olarak biçildiği bir kumaşa dönüşüyor nitekim.
Kimleri okursunuz? 
Sabahattin Ali, Murathan Mungan, Tolstoy.
Biraz da müzikten konuşalım. Müzik hayatınızın neresinde? Ne tür müzik dinlersiniz? En çok kimlere kulak verirsiniz?
Bu ara “uludag fm” dinliyorum sadece. Radyo dinlemeyi çok seviyorum. Tv ile aram pek yok.  Benim müzik zevkime baştan aşağı hitap ettiği için sadece onu dinliyorum. Zeki Müren, Gönül Akkor, Kamuran Akkor, Gönül Yazar, Ajda Pekkan fakat yetmişli yılların şarkıları olmak kaydıyla. Yenilerden neredeyse hiç kimseyi dinlemiyorum. Ha pardon, yenilerden Mehmet Erdem favorim. 
Deneme – hikaye tarzıyla çıktı ilk kitap. Yeni çalışmalarınız aynı türde mi devam edecek? 
İkinci kitaba başladım. Birinci kitap kısa öykülerden oluşuyor. İkinci kitap uzun soluklu birkaç öyküden oluşacak. Sonrasında ise roman var. Cihan Aktaş’ın bana hep dediği bir şey var: “Senden bir roman bekliyorum Nilgün” İnşallah sonra sırada bu var. Allah nasip ederse tabi.
Son olarak eklemek istedikleriniz…
Kadınnews candır  Ben teşekkür ederim. 
Teşekkürler, iyi çalışmalar…

Tekrar hayırlı olsun dileklerimi, yinelenmekten uzak bir yenilenme olarak temenni ederim.

Yazılarınız öteden beri fırından yeni çıkmış taptaze yaşamın özünü sunan bir üslupla gönlüme her indiğinde,  yaşayan kalemlerden "Sunay Akın ve Ercan Kesal bunu yapıyor bana bir de Nilgün Hanım" diye diyordum kendime...

Nilgün Bıyıklı kimdir? Sizi tanıyabilir miyiz?

-Tarsusluyum. Üç çocuk annesiyim. Türkçe öğretmeniyim.  Şimdi de “Ağaç kovuğundan öyküler” kitabının yazarıyım. 


Yazı ile yolculuğunuz hangi zamanlarda başladı? 

- Orta okulda günlük tutarak yazma zevkini tatmış oldum. Tabi onun evvelinde okuma zevki. Fakat günlüklerim o kadar akıcıydı ki, kimin eline geçtiyse didik didik okundu. Okunmakla kalmadı, altına not düşenler oldu. Bir solukta okudum filan gibi. Otuzlu yaşlarda bir karar verdim ve dedim ki yok bu iş böyle olmayacak, madem insanlar beni okumayı bu kadar önemsiyor, artık halka açılmanın zamanı geldi. Böylece krizi fırsata çevirmiş oldum..

“Hayatınızın devrimlerini sayın desem kaça kadar sayabilirsiniz?” Diyorsunuz bir yazınızda (BİR ŞEHRİ BIRAKIP GİTMEK)… Bu minvalde “yazı” sizin hayatınız için nedir?

Yazı, tabi ki hayatımın en büyük devrimlerinden biri oldu. Onun evvelinde okumak tabi ki. Okumak ve yazmak benim için bir tutku. Hep öyleydi ve hep öyle olacak.

Yazılarınızı takip eden bir okur olarak benim beklediğim bir kitaptı doğrusu. Geçtiğimiz ay gerçekleşen Tüyap kitap fuarında okuyucuyla buluştu “Ağaç Kovuğundan Öyküler”. Kitabınızın oluşum sürecini anlatır mısınız? 

Kadınnews benim için bir okuldu aslına bakarsanız. İlk burada yazmaya başladım. Necla Saydam benim hem editörüm hem dostum oldu. Bir kadın dayanışması aramızda hep vardı. Ondan çok şey öğrendiğim gibi çok da beslendim. Yazma serüvenimde çok fazla zorluklar yaşadım ve Necla Saydam bu süreçte hep destek oldu bana. Çünkü kalemime güvendiğini her daim hissettirdi. Kaç kere pes ettiysem, her defasında elimden tuttu kaldırdı. Minnettarım kendisine.

Sonra bilgisayar mühendisi bir arkadaşım var, aynı zamanda bir kadınnews okurudur kendisi. Şilan. Bir gün dedi ki, sana bir blog yaptım. Lütfen yazmaya oradan devam et. Sonra tüm yazılarımı orada depoladım. Blog yazarlığı çok revaçta artık biliyorsunuz.  Yayınevlerinin dikkatini çekmiş yazdıklarım. Gelen teklifi değerlendirmiş oldum böylece.

Sadece sahicilik dozu yüksek metinler

İsim babası ya da annesi kim? 

Kitabın adı bana ait. Canım ben...

Deneme – hikâye türü bilinçli bir seçim mi? 

Deneme- öykü ve anlatı diyelim. Kendimce bir tarz çıktı ortaya. Kalıpların biraz dışında. Sadece sahicilik dozu yüksek metinler.

Kitaba alınan öykülerinizden içinizde yeri başka olan var mı?

Olmaz mı, elbette var. Mesela “Adak” Böğüre böğüre ağlayarak yazdığım bir hikayedir. Dayımın hikayesi. Gerçek bir anlatıdır. Sonra “Garda” “ Özet geçiyorum” “Stockholm sendromu” gibi bunlar duygu yüklü yazılar biraz. Bunların yanı sıra mizahi metinler de mevcut. Çok keyifli metinler olduğunu iddia edebilirim.

“İnsanoğlunun en büyük ihtiyacı takdir edilmek ve değer görmek”

Bir eğitimcisiniz aynı zamanda. Toplumsal anlamda  insan eğitiminde en çok nelerin üzerinde durmamız gerekiyor? Hem anne hem de eğitimci olarak bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

En çok üzerinde durulması gereken mevzu bana göre “özgüven”. İnsan öncelikle bir birey, bir değer olduğunu fark etmeli. Özgüvenini kazanmış bir insan her şekilde mutluluk ve başarıyı mutlaka yakalar. Tabi bunun için takdir cimrisi olmaktan uzak durmak gerekiyor. Kitabımda bunun altını çizen bir anlatı var zaten. Diyorum ki orada “İnsanoğlunun en büyük ihtiyacı takdir edilmek ve değer görmek”

“Üstün insan” tanımıyla devam etmek istiyorum. Üstün insan nedir? 

 İnsanlara  iyi geliyorsanız, insanlar sizin varlığınızdan hoşnutsa iyi bir insansınızdır. Mevzu budur. Hangi dine, ırka, cinsiyete mensup olursanız olun, iyilik peşindeyseniz ve hayatına girdiğiniz insanların yaşamlarını cehenneme çevirmiyorsanız iyi birisinizdir. 

Kadın yazarların sayısı gittikçe bir artış gösterse de insan ruhuna dokunabileni hala çok büyük azınlıkta… İnsan ruhuna bu erişim nasıl bir duygu uyandırıyor? Dokunan, dokunulan da  mı oluyor aynı zamanda?

İnsan duygusal bir yaratıktır. Dünyanın hangi ucunda olursanız olun, hepimiz aynı tepkileri veririz. Bu minvalde samimiyet önemlidir. Bana yayınevinin söylediği şey şuydu: “Kadın yazarlar her ne kadar artmış olsa da yazılarında sahiciliği yakalayan kadın yazar sayısı az. Bunu yakaladığımız yazar bizim için bir ganimettir. Bu sizsiniz” Bu noktada kadınlar biraz da toplum baskısıyla duygularını dile getirirken kendilerini kastıkları için, okuyucu da okurken kasılıyor. Zaten zor okuyan bir milletiz. Bu durumda okura cazip gelmiyor okudukları. Demem o ki, samimiyet ve sahicilik birinci kural.

“Sıradanlık en iyi kamuflajdır” diyorsunuz. Kitabınızın sloganı olarak değerlendirirsek insan neyi kamufle ediyor? Bu kamuflaj bir ihtiyaç mı?

Tabi ki duygularımızı kamufle ediyoruz. Eleştiriye pek tahammülümüz yok. Yargılanmaktan, sorgulanmaktan korkuyoruz. Erkeklerde bu durum kadınlarda olduğu kadar katı değil. Daha şeffaf. Yani toplum kadınları daha acımasız yargılıyor. Bu yüzden, yani sıradan görünmek adına bazen istemediğimiz hayatları bile ömrümüzün sonuna kadar yaşayabiliyoruz. Kadınlar her zaman namlunun ucunda. Kadın yazar olmak da başlı başına bir risk ve cesaret isteyen bir mevzu.

Yalnızlık bir tercihtir

Yalnızlık insanoğlunun en büyük yüküydü nihayetinde. Diyorsunuz Can Cana’da…  ve soruyorsunuz: “Gece saat üç suları.. Berbat hallerdesin. Bir canla sorgusuz sualsiz konuşmaya ihtiyacın var.  O saatte kapısını çalabileceğin veya arayıp “Gel!”, çok uzaklardaysa “Dinle!” diyebileceğin kaç kişi var hayatında?” Bir kader midir yalnızlık? 

Bir tercihtir yalnızlık. Etrafınıza kalın duvarlar örerseniz, bu bir sebep sonuç önermesine dönüşür. Herkes kendi kendinin doktoru olmalıdır. Mesela ben antidepresan kullanmamak için yıllardır mücadele ediyorum. Kendi kendime ilaç oluyorum. Kendimi hiç yalnız bırakmıyorum. Sürekli meşguliyetler buluyorum kendime ve ruhumu bu şekilde doyuruyorum. Bir dönem gazete muhabirliği, bir başka dönem radyo programcılığı, sonrasında tv programcılığı ve şimdi de yazmak. Bunlar bana iyi gelen şeyler. Ve tabi ki dostlarım...

“Herkes birilerine adamıyor mu sanki kendini.” 

Yalnızlık üzerinden en çok konuşmak istediğim öyküye gelmek istiyorum. “Adak” … Ruha dokunan öykülerinizden sadece biri.  Ben de özel bir yeri var bu öykünün. “Herkes birilerine adamıyor mu sanki kendini.” İnsana bir silkelenme kapısı açıyor. 

Öykünün, bu anlamda gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Beni sarsan öykülerimden biridir. Öykü demek haksızlık olur aslında. Gerçek bir anlatıdır bu. Çoğumuzun hikayesidir “Adak” Başkaları için yaşanan hayatların öyküsüdür. Vicdan kisvesi altında  bize yutturulan şey, bazen de yaptığımız iyiliklerin üzerimize görev olarak biçildiği bir kumaşa dönüşüyor nitekim.

“Senden bir roman bekliyorum Nilgün” 

Kimleri okursunuz? 

Sabahattin Ali, Murathan Mungan, Tolstoy.

Biraz da müzikten konuşalım. Müzik hayatınızın neresinde? Ne tür müzik dinlersiniz? En çok kimlere kulak verirsiniz?

Bu ara “uludag fm” dinliyorum sadece. Radyo dinlemeyi çok seviyorum. Tv ile aram pek yok.  Benim müzik zevkime baştan aşağı hitap ettiği için sadece onu dinliyorum. Zeki Müren, Gönül Akkor, Kamuran Akkor, Gönül Yazar, Ajda Pekkan fakat yetmişli yılların şarkıları olmak kaydıyla. Yenilerden neredeyse hiç kimseyi dinlemiyorum. Ha pardon, yenilerden Mehmet Erdem favorim.

Deneme – hikaye tarzıyla çıktı ilk kitap. Yeni çalışmalarınız aynı türde mi devam edecek? 

İkinci kitaba başladım. Birinci kitap kısa öykülerden oluşuyor. İkinci kitap uzun soluklu birkaç öyküden oluşacak. Sonrasında ise roman var. Cihan Aktaş’ın bana hep dediği bir şey var: “Senden bir roman bekliyorum Nilgün” İnşallah sonra sırada bu var. Allah nasip ederse tabi.

Son olarak neler söylemek istersiniz? 

Kadınnews candır... 

Teşekkür ederiz.

 

Röportaj: Fatma Pınarbaşı Aykaç



2013-12-16 09:48:11



facebook furl linkibol digg del.icio.us yumiyum
oyyla bagcik technorati twitter ffeed

Arkadaşına gönder

Yorum ekleyin
 Lütfen yorum, eleştiri ve beklentilerinizi bize iletin.
Adınız :
Emailiniz :
Yorumunuz :
  
Yorum sayısı : 0 Bütün yorumlar...

Tüm yazılara ulaşmak için...
a Ünlü ve Keskin: Leyla ile Mecnun filmi planımız yok
a “ABD tarafından Erdoğan’a Suriye’nin ‘içten fethedilmesi’ görevi verilmiştir”
a ‘Erdoğan Nesli’
a Kemal Sunal'ın eşinden samimi itiraflar
a Fuatavni aylardır biliniyordu
a Kadın ve Demokrasi Derneği Başkanı Sare Aydın Yılmaz: "Klasik feminist bakış açısından ayrılan bir derneğiz"
a Av.Özlem Ağca: "Kadınlar maalesef bütün şiddet türlerine göğüs geriyor"
a O ‘Ayakları Üstünde Durmama Hakkı’nı Kullanan Bir Müzisyen
a Varsın kavgamız ekmek kavgası olsun!
a Rıdvan Akar: ‘Birand’ın yanında olmalıydım, gururuma yenik düştüm. Pişmanım.’
ÇOK OKUNANLAR
a Eşimle Çok Mutsuzum! Ne Yapmalıyım?
a Sanal Seks Felaketim Oldu, Pişmanım!
a NEDEN KORE DİZİLERİ?
a Evliyken Aşık Oldum...
a Ezik ve morlukları tedavide 5 formül

YORUMLAR
a güze
a Nezaman piyasada olacak,hizmete sunulacak .
a Bende bu sıralar "Oku" emrini düşünüyordum,g
a Yazı gerçekten çarpıcı ama nasıl uygulanır
a Vazgeçişler... İçine doğduğumuz zenginlikler

VİDEOLAR


Melihat Gülses - Ezelden Âşinânım Ben



Hamiyet Yüceses/ Gördüm seni bir gün



Rumi'nin son gazeli: Pedram Derahşani

Diğer VİDEOLAR için tıklayın.

FOTO GALERİ


Hakka Sada konseri hoş sada bıraktı



Saklambaç oynayan çocukların komik halleri



Bu karelerde söze gerek yok!..

Diğer RESİMLER için tıklayın.

YAZARLAR
Av. Özlem Ağca

HUKUKA DAİR: Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma Davası
Türk Medeni Kanununun 145 b. 2 hükmüne göre, eşlerden biri birinin evlenme
Ümmügülsüm Tat Ümütlü

CENNETSİZ ANNELİK KUTLAMALARI
Bugün 10 Mayıs 2015. Anneler günü. Annesiz çocuklara, evlat hasreti ile yan
Vefa Önal

SEN YANKISIN SES BAŞKA
Dağlara taşlara teklif edilen ama insanın alıp kabul ettiği o “emaneti”
Sevil Yorgun

KADINLARIN GÜNÜNÜ ERKEKLER Mİ KUTLAYACAK?
Şimdi ,ülkemize yine dışarıdan monte edilen bu günü, erkekler mi kutlayac
Ayşe Bostancı

DEV AYNASINDA BİR KÜÇÜK ADAM
Siz değerleri hoyratça harcayan bir toplumsunuz diye, bu uyarıcı vahyi sizde
Betül Şatır

KERMESLERİN DE BİR AHLAKI OLMALI...
Kermes konusu son yıllarda ilginç bir magazin oluşturmaya başladı. Efendim
Hatice Bilici

ZERAFET VE İNCELİK MEDENİYETİ….OSMANLI…
Serçe Saraylar…Kuş Köşkleri…Kuş Evleri…
Semanur Sönmez Yaman

GAZZE'YLE İMTİHAN OLMAK
İsrail vuruyor, çocuklar ölüyor… İsrail vuruyor, kadınlar ölüyor
Fatma Pınarbaşı

HAVADA İNSAN KOKUSU
Elle yenen bir yiyecektir balık. Elleriniz balığa değmek zorundadır. Bu seb
Rukiye Karaköse

PSİKOPATOLOJİ BAĞLAMINDA “VÜCUT”
“Vücut” Mustafa Nuri Eser’in ilk uzun metrajlı filmi. Pek çok psikopato
Yasemin Civelek

ANAHTAR
Hikayenizin ilk cümlesinde 'anahtar' kelimesi geçmeli dedi kır saçlı öğre
Mine İzgi

TÜKENMEK VEYA TÜKENMEMEK
Müşterek olan aile yuvasında evlilik birliğinin huzuru ve devamı için erke
Ayşegül Yıldırım Kara

PINAR KÜR VE SERBEST ÇAĞRIŞIMLAR
Engelleyemediğim serbest çağrışımlarım var.
Sümeyye Kavuncu Torlak

KADINLARIN KAMERA ARKASINDA VAROLUŞ SERÜVENİ
8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle dünyada sinema sektöründe sadece k
Sevgi Bankat

ANLAMAK VE ANLAŞILMAK
Çocuklarda büyük bir güdü vardır.’’Kendini kabul ettirme güdüsü’
Neşe Yıldız

BU ÜLKEDE İŞÇİ OLMAK...
Türkiye’de her gün yaşanan iş kazalarının gölgesinde “rızkını kar
Ayşe Sena Eren

Dokunuş...
NilgüN Bıyıklı

AZINLIK AZGINLIĞI
Murat. Dönemin başından beri ruhumu en çok hırpalayan çocuk. Sarı saçlı
Mukadder Bahadır

NEDEN KORE DİZİLERİ?
Son zamanlarda gençler arasında bir Asya Dizisi özellikle de Kore Dizisi çı
Dr. Nilgün Özkan

NEDEN UYUYORUZ?
İnsan ömrünün yaklaşık üçte biri uyku ile geçiyor. Peki ömrümü
Tüm Yazarlar

RÖPORTAJ
Ünlü ve Keskin: Leyla ile Mecnun filmi planımız yok

Londra Türk Film Festivali için Londra'ya gelen Yazar, Yönetmen ve Yapımcı Onur Ünlü ve Serkan Keskin Leyla ile Mecnun'un filmini çekmeyi düşünmediklerini söyledi ama "

DÜŞÜNCE-ANALİZ
Siz aslında Kürtleri hiç duymadınız ki!

Bu yazının ana muhatabı, ana dili Kürtçe olmayan insanlardır diye başlamıştım ama başta ana dilini konuşamayanlar olmak üzere herkesin bir şeyler alabileceği ve keyi




KONUK YAZARLAR
Tüm Konuk Yazarlar

KADINNEWS KATEGORİLERİ
a ANA SAYFA
a ANNELİK HALLERİ
a AİLE
a DanışıYORUM
DANIŞMAN PSİKOLOG
HUKUKİ DANIŞMA
a HİKMET ANA
a KADININ YALIN HALİ
a SEYİR DEFTERİ
SİNEMA
TİYATRO
TELEVİZYON
izliYORUM
a KİTAPLIK
ŞİİR
HİKAYE
MİTOLOJİ
a ESTETİK-TASARIM
RESİM-MİMARİ
DEKORASYON
GİYİM
EL SANATLARI
a GÜLMECE-GÜLDÜRMECE
a MUTFAKTAYIZ
a PRATİK BİLGİLER
a İŞ VE KADIN
İŞ HAYATI
SİVİL TOPLUM ÇALIŞMALARI
a GEZELİM-GÖRELİM
a ERKEK
EKONOMİ
SPOR
OTOMOBİL
a KİM KİMDİR?
a SİZDEN GELENLER
a GÜNDEM
a SİYASET
a DÜNYA
a MEDYA
a EDEBİYAT
a EĞİTİM
a KÜLTÜR-SANAT
a SAĞLIK
a YAŞAM
a ÇEVRE
a ARAŞTIRMA
a MÜZİK

İLANLAR
Tüm İlanlar

LİNKLER
Açık ders malzemeleri
Haydi Gezelim
CAFRANDE
Tüm Linkler

Ana Sayfa | Hakkımızda | Bize Yazın | İletişim | Gizlilik Şartları
www.kadinnews.com'un her hakkı saklıdır. Site Üretim- By Yaap